Okuyorsunuz...
Genel

Sarf, Nahiv ve Belagat Bakımından “أ/Hemze” ve “هَلْ/Hel” Soru edatları

edevat2

Bu yazıda “أ/hemze” ve “هَلْ/hel” soru edatlarını kısaca, ayrı ayrı ele alacak ve çalışmanın sonunda da her iki soru edatının ortak ve farklı yönlerini tablolar halinde sunacağız.

A)  أ/HEMZE” Soru Edatı

1)  Giriş

أ/Hemze”, asıl soru edatıdır[1] ve diğer soru edatları onun yanında ikincil durumdadırlar. “أ/Hemze” ile cümlenin veya tek kelimenin içeriği hakkında soru sorulabilir. Yine “أ/hemze”, isimlerin başına gelebildiği gibi harflerin ve şart edatlarının da başına gelebilmektedir. Hem fiil, hem fail, hem de mef’ûle yönelik sorularda kullanılabilmektedir. Hâlbuki “أ/hemze” dışındaki diğer edatlar için bu özelliklerin hepsi birden mümkün ve geçerli değildir.[2]

أ/Hemze”, “هَلْ/hel” soru edatı ile benzerlik göstermekle birlikte birçok özelliğiyle ondan ayrılır. Örneğin, “هَلْ/hel” soru edatıyla sadece tasdik amaçlı sorular sorulabilirken, “أ/hemze” ile hem tasdik hem de tasavvur amaçlı sorular sorulabilmektedir. Bu bakımdan “أ/hemze”nin, “هَلْ/hel” soru edatına göre daha geniş bir kullanım alanı vardır.[3]

أ/Hemze”, Arap Edebiyatının en temel ve önemli kaynaklarından birini oluşturan Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık 500 yerde kullanıldığı halde “هَلْ/hel” soru edatı sadece 93 yerde kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’deki soru edatlarının tamamı kullanım oranları bakımından karşılaştırıldığında soru cümlelerinin toplamının 1/3’ünden fazlasında “أ/hemze”- nin kullanıldığı görülmektedir.[4]

أ/Hemze”nin, özellikle “هَلْ/hel” soru edatından daha fazla kullanılmasında, “أ/hemze”nin tek bir harf olması ve böylece dile daha kolay ve kulağa daha hoş gelmesinin de etkisi olabilir.[5]

2)   “أ/Hemze” Soru Edatının Özellikleri

a)   Hakkında soru sorulan şey, daima hemzeden sonra gelir.[6]

Örneğin; işçilerin cumartesi günü mü yoksa pazar günü mü tatil yaptıkları sorulmak istendiğinde; أَ يَوْمَ السَّبْتِ يَسْتَرِيحُ الْعُمَّالُ أَمْ يَوْمَ الْأَحَدِ؟ İşçiler cumartesi günü mü yoksa pazar günü mü tatil yapıyorlar?” diye sorulur. Bu sorunun, أَ يَسْتَرِيحُ الْعُمَّالُ يَوْمَ السَّبْتِ أَمْ يَوْمَ الْأَحَدِ؟ biçiminde ifade edilmesi yanlıştır ve denk olarak getirilen öğeler (يَسْتَرِيحُ ve يَوْمَ الْأَحَدِ) de uyumlu değildir. Sorunun bu şekilde başlaması, işçilerin cumartesi günü tatil mi yaptıkları yoksa çalıştıkları mı hakkındaki soru için uygun düşer ve ancak bu soru da denkler (يَسْتَرِيحُ ve يَعْمَلُونَ) uygun hale getirilerek şöyle sorulur: أَ يَسْتَرِيحُ الْعُمَّالُ يَوْمَ السَّبْتِ أَمْ يَعْمَلُونَ؟İşçiler cumartesi günü tatil mi yapıyorlar yoksa çalışıyorlar mı?

Aynı şekilde çaydanlıktakinin su mu çay mı olduğu bilinmiyorsa, bu durum da أَ مَاءٌ فِي الْإِبْرِيقِ أَمْ  شَايٌ؟Çaydanlıktaki su mu yoksa çay mı?” diye sorulur. Çayın çaydanlıkta mı yoksa bardakta mı olduğu sorusu ise, أَ فِي الْإِبْرِيقِ الشَّايُ أَمْ  فِي الْكَأْسِ؟Çay çaydanlıkta mı yoksa bardakta mı?” cümlesiyle dile getirilir.

b)   Tasavvur sorusunda “ أَمْ: Yoksa” atıf harfinden sonra, hemzeden hemen sonra gelen ve hakkında soru sorulan öğeye benzer veya denk bir öğe getirilmelidir.[7]

Buna riayet edilmeden kurulmuş soru cümleleri, öğeleri yanlış seçilmiş ve anlam karmaşası bulunan cümleler olacaktır.

Örneğin, “muhatabın gelmekte mi yoksa gitmekte mi olduğu” öğrenilmek istendiğinde hüküm (müsned= iş, eylem) hemen soru edatı “أ/hemze”den sonra getirilir. Ayrıca “أَمْ: yoksa” atıf harfinden sonra da hükmün benzeri veya dengi getirilerek şöyle bu hüküm şöyle sorulur: أَ ذَاهِبٌ أَنْتَ أَمْ  قَادِمٌ؟ “Gidiyor musun yoksa geliyor musun?” Burada قَادِمٌ kelimesi,  ذَاهِبٌkelimesinin benzeri veya dengi olarak bulunmaktadır ve iş, davranış göstermeleri bakımından birbirine uyumludurlar.

Bu sorunun şöyle sorulması caiz değildir:  أَ أَنْتَ ذَاهِبٌ أَمْ  قَادِمٌ؟. Çünkü soruda denkler (أَنْتَ ve قَادِمٌ) biri zamir olması, diğeri de iş, davranış göstermesi bakımından uyumsuzdurlar. Şayet yukarıda olduğu üzere, müsned değil de müsnedün ileyh (fail/kişi) sorulacaksa bu takdirde zamir olan hükmün benzeri veya dengi olan öğe, “أ/hemze”den hemen sonra gelmiş olan müsnedün ileyh durumundaki zamire benzer bir isim veya başka bir zamir olmalıdır. Örneğin, bu soru şöyle sorulabilir: أَ أَنْتَ ذَاهِبٌ أَمْ  طَلْحَةُ؟ “Sen mi yoksa Talha mı gidiyor?”

c)      أ/Hemze” atıf harfleriyle birlikte kullanılacaksa, atıf harfinden önce, onun baş tarafında gelir. Hemze atıf harfinden önceliklidir.[8]

Aşağıdaki örneklerde hemzenin bu önceliğini görmek mümkündür.

  1. أَوَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالَهُ الْمُدَرِّسُ؟
    “Öğretmenin ne söylediğini de duymadın mı?”

Bu soru cümlesinde soru edatı “أَ/hemze”nin kurala uygun olarak atıf harfi olan “وَ/ve”den önce geldiği görülmektedir.

  1. أَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ آمَنْتُمْ بِهِ؟
    “Azap gerçekleştikten sonra mı ona iman ettiniz?”[9]

Ayette soru edatı “أَ/hemze”, atıf harfi olan “ثُمَّ/sümme”den önce gelmiştir.

  1. أَفَلَا تَعْقِلُونَ
    “Anlamıyor musunuz?”[10]

Ayette soru edatı “أَ/hemze”, atıf harfi olan “فَ/fe”den önce gelmiştir.

d)     Soru edatı “أَ/hemze”, atıf harfi “أَمْ: yoksa” edatından sonra gelemez.

أَ/Hemze”nin dışındaki diğer tüm soru edatları, “أَمْ: yoksa” edatından sonra gelebilirken, “أَ/hemze” bu edattan sonra gelmez.[11] Bu sebeple أَمْ أَ أَنْتَ قَائِلٌ هَذَا؟Yoksa bunu sen mi söylüyorsun?” denemez; böyle bir cümle yanlıştır. Bu cümlenin doğru biçimi “هَلْ/hel” ile kurulmalı ve şöyle olmalıdır: أَمْ هَلْ أَنْتَ قَائِلٌ هَذَا؟Yoksa bunu sen mi söylüyorsun?”

Aşağıdaki ayette de “مَنْ: kim” soru edatı, “أَمْ: yoksa” edatından sonra gelmiştir:

أَمْ مَنْ يُجِيبُ المضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ

“Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren kimse mi?”[12]

 

e)      Soru edatı “أَ/hemze”, olumlu ve olumsuz, hem isim hem de fiil cümlelerinden önce gelebilir.[13]

Aşağıdaki örnekleri bu bakımdan inceleyelim.

  1. أَرَأَيْتَ عَلِيًّا؟
    “Ali’yi gördün mü?”

Bu soruda soru edatı “أَ/hemze”, olumlu fiil cümlesinden önce gelmiştir.

  1. أَ فَاطِمَةُ فَعَلَتْ هَذَا؟
    “Bunu Fatma mı yaptı?”

Bu soruda “أَ/hemze”, olumlu isim cümlesinden önce gelmiştir.

  1. أَ لَمْ أَقُلْ لَكَ؟
    “Sana demedim mi?”

Bu soruda soru edatı “أَ/hemze”, olumsuz fiil cümlesinden önce gelmiştir.

  1. أَ لَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ؟
    “Allah hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?”

Bu soruda soru edatı “أَ/hemze”, olumsuz isim cümlesinden önce gelmiştir.

f)      Soru edatı “أَ/hemze”, vasıl hemzeli kelimelerden önce gelirse vasıl hemzesi düşer.[14]

Aşağıdaki iki ayet “أَ/hemze”nin vasıl hemzesiyle bu kullanıma örnektir:

  1. قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْداً؟
    Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız?”[15]

Ayette soru edatı “أَ/hemze”, “اِتَّحَذْتُمْ/ittehaztum” fiilinin başındaki vasıl hemzesi “اِ/i”den önce gelerek, vasıl hemzesinin düşmesine sebep olmuş ve cümlede sadece soru hemzesi “أَ/e” kalmıştır. Dolayısıyla cümlede yer alan hemze, fiilin hemzesi olmayıp soru edatı olan “أَ/hemze”dir. Fiilin ilk harfi mahzuf olup, soru edatı hemze ile birlikte şu şekilde takdir olunur: “أَاِتَّخَذْتُمْ/e-ittehaztum”. Bu takdirde ilk hemze soru hemzesi, ikinci hemze de fiilin hemzesidir.

  1. أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ؟
    “Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?”[16]

Bu ayette de soru edatı “أَ/hemze”, “اِصْطَفَى/istafâ” fiilinin başındaki vasıl hemzesinden önce gelmiştir. Soru hemzesinden dolayı vasıl hemzesi fiilden düşerek, geride sadece soru hemzesi kalmıştır. İlk harfi mahzuf olan fiil soru edatı hemze ile birlikte şu şekilde takdir olunur: “أَاِصْطَفَى/e-istafâ”. Bu takdirde de hemzelerden ilki soru hemzesi, ikincisi de fiilin hemzesidir.

***

Soru edatı “أَ/hemze”nin temel özelliklerini kısaca ortaya koyduktan sonra onun tasavvur ve tasdik amaçlı kullanımına dair örneklere yer vermek istiyoruz.

3)    أَ/Hemze”nin Tasdik ve Tasavvur Amaçlı Kullanımı

a)     أَ/Hemze”nin tasdik amaçlı kullanımı

أَ/hemze”nin tasdik amaçlı kullanımı en çok fiil cümlelerinde görülür, isim cümlelerinde kullanımı daha azdır.[17] Tasdik amaçlı kullanımda “أَمْ: yoksa” edatı ve ondan sonra gelen benzer/denk öğe de bulunmaz. Bulunacak olursa, “بَلْ: bilakis” anlamında takdir olunur. Tasdik amaçlı sorulara, “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır” sözlerinden biriyle cevap verilir.[18] Aşağıdaki tasdik amaçlı örnek soru cümlelerini bu bakımdan inceleyelim.

  1. أَ شَاهَدْتَ الفِيلْمَ الْوَثَائِقِيَّ الْبَارِحَةَ؟
    “Dün gece belgesel filmi izledin mi?”

Bu soru cümlesiyle muhatap kişiye, dün akşam belgesel filmini izleyip izlemediği sorulmakta ve bu konuda kendisinden cevap istenmektedir. Bu basit türden bir soru olup, verilecek cevap seçeneği, izleme işinin fail hakkında gerçekleşmiş olup olmamasına paralel olarak sınırlıdır. Fail konumundaki muhatap, söz konusu filmi ya izlemiştir veya izlememiştir.

Filmi izlemişse bu durumda sorunun içeriğini onaylayacak ve kendisinden istenen cevabı  “نَعَمْ: evet” sözüyle verecektir. Şayet izlememişse, izleme hükmünün kendisi hakkında gerçekleşmediğini ifade etmek üzere soruya “لاَ: hayır” sözüyle karşılık verecektir. Söz konusu cevaplardan herhangi biri soruyu yönelten kimseye sunulduğunda, soru cevaplandırılmış olur ve bu cevap gerçekle örtüştüğü için doğrudur.

Söz konusu film izlenmediği yani müsnedin içerdiği iş müsnedün ileyh hakkında gerçekleşmediği halde bu soruya “نَعَمْ: evet” diyerek olumlu cevap verilecek olursa, bu durumda da istenen bilgi sunulmuş ve soru cevaplandırılmış olacaktır. Ancak bu bilgi/cevap, gerçeğe aykırı olduğu için doğru değildir. İşin, müsnedin ileyh hakkında gerçekleşip de cevabın olumsuz verilmesi halinde de durum böyledir. Bu takdirde de muhatap, izlediği bir filmi izlemediği söyleyerek, gerçeğe aykırı bir cevap vermiş olacaktır.

  1. أَ دَرَسْتَ مَادَّةَ فِقْهِ اللُّغَةِ؟
    “Fıkhu’l-lügat dersini çalıştın mı?”

Bu soru cümlesiyle muhatap kişiye, “Fıkhu’l-lügat” dersini çalışıp çalışmadığı yani müsnedin, müsnedün ileyh hakkında meydana gelip gelmediği sorulmakta ve bu konuda kendisinden cevap istenmektedir. Bu sorunun cevabı, ders çalışma işinin fail hakkında gerçekleşmiş olup olmamasına bağlı olarak “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır” sözlerinden biridir. Sunulan bilgi/cevap, gerçeğe uygun veya aykırı olmasına göre, doğru veya yanlış olabilecektir.

  1. أَ رَجَعَ أَبُوكَ مِنْ سَفَرِهِ إِلَى أَنْقَرَةَ؟
    “Baban Ankara’ya yaptığı yolculuktan döndü mü?”

Bu soruyla muhataba, yolculuktan dönme fiilinin babası hakkında gerçekleşip gerçekleşmediği sorulmakta ve bu konuda kendisinden bilgi istenmektedir. Diğer bir ifadeyle, sorulan, “baba” ile “yolculuktan dönme” hükmü arasındaki ilişkinin sabit olup olmadığı hususudur.

Söz konusu hüküm, soruyu yönelten kişinin tamamen bilgisiz olduğu bir durumdur. Bu sebeple müsnedün ileyhe, benzer veya denk getirilmesi caiz değildir. Getirilmesi çelişkiye yol açar; zira tasdik amaçlı sorularda varsayılan şey, hükmün bilinmediğidir. Tasdik tam olarak bunu gösterir. Şayet “أَمْ/yoksa” edatı ve ondan sonra benzer/denk öğe getirilecek olursa, hükmün biliniyor olduğu ve buna rağmen sorulduğu gibi bir çelişki ortaya çıkar.

Bu soruya, yolculuktan dönme fiilin fail hakkında gerçekleşmiş olup olmamasına bağlı olarak “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır” sözlerinden biriyle cevap verilir. Verilen cevap, gerçekle örtüşüyorsa doğru; gerçeğe ters ise yanlış olacaktır.

  1. أَ عِنْدَكَ مُعْجَمٌ عَرَبِيٌّ تُرْكِيٌّ؟
    “Arapça-Türkçe sözlüğün var mı?”

Bu soruyla da muhataba, “kendisi” ile “Arapça-Türkçe sözlüğe sahip olma” hükmü arasındaki ilişkinin sabit olup olmadığı hususu yani Arapça-Türkçe sözlüğe sahip olup olmadığı, böyle bir sözlüğünün bulunup bulunmadığı sorulmakta ve bu konuda kendisinden bilgi istenmektedir. Bu soruya, sorulan hükmün muhatap hakkında sabit olup olmamasına bağlı olarak “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır”  sözlerinden biriyle cevap verilir.

b)     أَ/Hemze”nin tasavvur amaçlı kullanımı

  1. أَ طَارِقٌ قَالَ لَكَ هَذَا أَمْ فَيْصَلٌ؟
    “Bunu sana Tarık mı yoksa Faysal mı söyledi?”

Bu sorudan, sözü Tarık veya Faysal’dan birinin söylediği kesin olarak anlaşılmakta; ancak hangisinin söylediği bilinmemekte ve muhataptan bu konuda bilgi istenmektedir.

Bundan dolayı bu tür (tasavvur amaçlı) sorulara, “نَعَمْ: evet” veya “لَا: hayır” biçiminde tasdiki cevap verilemez, istenen bilgi verilmek suretiyle soru cevaplanır. Yukarıdaki soruya da ya طَارِقٌ قَالَ  “Tarık söyledi” veya فَيْصَلٌ قَالَ  “Faysal söyledi” biçiminde ya da kısaca sadece طَارِقٌ  “Tarık” veya فَيْصَلٌ  “Faysal” denilerek cevap verilir. Böylece talep edilen bilgi, soruyu yönelten kimseye sunulmuş ve soru cevaplandırılmış olur. Bunun dışında sunulan bilgilerle soru cevaplandırılmış olmayacaktır.

Soruda طَارِقٌ  “Tarık” öğesinin benzeri/dengi, “أَمْ: yoksa” edatından sonra فَيْصَلٌ  “Faysal” olarak gelmiştir.

  1. أَ الشَّايَ تَشْرَبُ أَمِ الْقَهْوَةَ؟  
    “Çay mı yoksa kahve mi içersin?”

Bu sorudan, soru sahibi kişinin, muhatabının çay veya kahveden birini içeceğini bildiği; ancak hangisini içmek arzusunda olduğunu bilmediği ve bunu öğrenmek üzere kendisinden bilgi istediği anlaşılmaktadır. Soruya kısaca الشَّايَ  “çay” veya الْقَهْوَةَkahve ” seçeneklerinden biri bildirildiği takdirde istenen bilgi, soruyu yönelten kimseye sunulmuş ve soru cevaplandırılmış olacaktır.

Sorudaالشَّايَ  “çay” öğesinin içecek olarak bir benzeri/dengi, “أَمْ: yoksa” edatından sonra  الْقَهْوَةَkahve” olarak gelmiştir.

  1. أَ بِالطَّائِرَةِ حَضَرْتَ إِلَى إِسْطَنْبُولَ أَمْ بِالْحَافِلَةِ؟ 
    “İstanbul’a uçakla mı yoksa otobüsle mi geldin ?”

Bu soruda, soruya muhatap kişinin İstanbul’a geldiğinin kesin olarak bilindiği; ancak uçak ya da otobüsten hangi ulaşım aracıyla geldiğinin bilinmediği ve muhataptan bunun bilgisinin istendiği görülmektedir. Soruya verilecek بِالطَّائِرَةِ  “uçakla” veya بِالْحَافِلَةِotobüsle” seçeneklerinden biriyle soru cevaplandırılmış olacaktır.

Soruda “أَمْ: yoksa” edatından sonra yer alan الْحَافِلَةِ  “otobüs” öğesi,  الطَّائِرَةِuçak” öğesinin ulaşım aracı olması bakımından benzeri/dengidir.

  1. أَ يَوْمَ الْخَمِيسِ قَدِمْتَ أَمْ يَوْمَ الْجُمُعَةِ؟  
    “Perşembe günü mü yoksa cuma günü mü geldin?”

Bu soruda, muhatap kişinin geldiğinin bilindiği; ancak perşembe ya da cuma günlerinden hangisinde geldiğinin bilinmediği ve muhataptan bunu tayin edip bildirmesi istenmektedir. Soruya verilecek يَوْمَ الْخَمِيسِ  “perşembe günü” veya يَوْمَ الْجُمُعَةِ  “cuma günü” seçeneklerinden biriyle soru cevaplandırılmış olacaktır.

Soruda “أَمْ: yoksa” edatından sonra yer alan يَوْمَ الْجُمُعَةِ  “cuma günü” öğesi,  يَوْمَ الْخَمِيسِ  “perşembe günü” öğesinin haftanın günleri olması bakımından benzeri/dengidir.

Bazen tasavvur amaçlı soru cümlesinde “أَمْ: yoksa” edatı ve ondan sonra gelen benzer/denk öğe açıkça yer almaz. Bu durumda yazı veya sözde olmayan söz konusu edat ve ondan sonra yer alan benzer/denk öğe zihinde takdir olunur. Aşağıdaki örnek soru cümlesinde böyle bir durum söz konusudur:

أَ إِيَّايَ تَقْصِدُ؟
“Beni mi kastediyorsun?”

Bu cümleden, soru sahibinin, kendisinin mi yoksa başkasının mı kastedildiği konusunda kesin bilgiye sahip olmadığı ve muhatabına yönelttiği bu soruyla ondan bunu kesinleştirmesini istediği anlaşılmaktadır.

Bu soruda “أَمْ: yoksa” edatı ve ondan sonra gelen benzer/denk öğe açıkça yer almamakla beraber zihinde kolaylıkla tasavvur olunabilmektedir. Buna göre benzer/denk öğe,  أَ إِيَّايَ تَقْصِدُ أَمْ مُحَمَّداً؟ “Beni mi yoksa Mehmet’i mi kastediyorsun?” biçiminde bir kişi adı olabileceği gibi örneğin أَ إِيَّايَ تَقْصِدُ أَمْ غَيْرِي؟ “Beni mi yoksa başkasını mı kastediyorsun?” cümlesinde olduğu üzere -belirsiz ya da belirli- kişi zamiri de olabilir. Soru sahibine belirtilecek herhangi bir kişi adı ya da onun yerini tutacak herhangi bir zamirle istenen bilgi sunulmuş ve soru cevaplandırılmış olacaktır.

B)  هَلْ/HEL” Soru Edatı

1)    Giriş

هَلْ/Hel” soru edatı, “أَ/hemze”nin yanında ikincil konumdadır ve onunla sadece tasdik amaçlı sorular sorulabilir, tasavvur amaçlı sorular sorulamaz.[19]

Tasavvur amaçlı sorularda kullanılmadığından dolayı kendisinden sonra “أَمْ: yoksa” atıf edatının ve yine benzer/denk öğenin gelmesi imkânsızdır.[20] Söz konusu atıf edatının gelmesi çelişkiye yol açar. Çünkü “هَلْ/hel” ile soru sormak, müsned ile müsnedün ileyh arasındaki ilişkinin hükmünü bilmemeyi gerektirir. Benzerin veya dengin dile getirilmesi, bu hükmün bilindiğine işarettir. Bu şekildeki bir soru cümlesinde hükmü bilme ve bilmeme durumları yani iki zıt bir araya gelmiş olur ki bu bir çelişkidir.

Bununla birlikte bazen “هَلْ/hel” soru edatından sonra “أَمْ: yoksa” edatının bulunduğu da görülmektedir. Bu cümlelerdeki “أَمْ: yoksa” edatı, munkatı’a[21] olarak yorumlanmıştır. Bu tür kullanımlarda “أَمْ: yoksa”  edatının öncesi ile sonrası arasında bir bağlantı ve benzerlik/denklik bulunmaz.[22] Katile bnt. En-Nadr’a ait aşağıdaki şiirde bu tür bir kullanım söz konusudur:

هَلْ يَسْمَعَنَّ النَّضْرُ إِنْ نَادَيْتُهُ

أَمْ كَيْفَ يَسْمَعُ مَيِّتٌ لَا يَنْطِقُ

Nadir’e seslensem sesimi duyar mı ki?
Fakat konuşamayan ölü nasıl duysun ki?

Benzer kullanım Kur’an’da da bulunmaktadır. Ra’d sûresinin 16. ayeti buna bir örnektir. Ayet şöyledir:

هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصيرُ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّور اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ

De ki, “Kör ile gören hiç bir olur mu? Bilakis karanlıklarla aydınlık hiç bir olur mu? Hayır, bilakis Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular?”

Ayette “هَلْ/hel” soru edatlarından sonra gelen “أَمْ: yoksa” edatları munkatı’a olup, önceleri ile sonraları arasında bir benzerlik ve denklik söz konusu değildir. Bu ayette “أَمْ: yoksa” edatı “idrab” için olup, “بَلْ: bilakis” anlamındadır. “İdrab“, bir şeyden daha kuvvetlisine geçiş demektir. Ayette de bu edat munkatı’a olup, benzetmede (teşbihte) daha kuvvetli ve güçlü olana geçiş amacıyla kullanılmıştır. “أَمْ: Yoksa” edatlarının önceleri ile sonraları arasında benzerlik ve denklik amaçlanmamıştır.[23]

2)     هَلْ/HelSoru Edatının Türleri

هَلْ/Hel” soru edatı, sorulan husus bakımından ikiye ayrılır. Bunlar şunlardır:

a) Basit هَلْ/Hel: Herhangi bir şeyin varlığı, var olup olmadığı sorulduğunda “هَلْ/hel” soru edatı bu adı alır. Örneğin: هَلْ الْعَنْقَاءُ مَوْجُودَةٌ؟ “Anka kuşu var mıdır?” soru cümlesindeki “هَلْ/hel” soru edatı bu türdendir.

b) Birleşik (mürekkeb) هَلْ/Hel: Herhangi bir şeyin bir varlıkta bulunup bulunmadığı sorulduğunda “هَلْ/hel” soru edatı bu adı alır. Örneğin: هَلْ السَّيَّارَةُ أَمَامَ الْبَيْتِ؟ “Araba evin önünde mi?” soru cümlesindeki “هَلْ/hel” soru edatı böyledir.[24]

3)     هَلْ/Hel” Soru Edatının Özellikleri          

a)   Muzari fiilin başında kullanıldığında fiilin anlamını سَ ve سَوْفَ gibi şimdiki zamandan gelecek veya geniş zamana dönüştürür.[25]

Soru cümlesinde muzari fiil kullanılır ve bu muzari fiilin anlamı şimdiki zamanla veya geçmiş zamanla sınırlı ise, bu durumda bu soru cümlesinde “هَلْ/hel” soru edatının kullanılması doğru olmaz.  Bu gibi durumlarda “هَلْ/hel”in değil “أَ/hemze”nin kullanılması gerekir.[26] Zira “هَلْ/hel”, muzari fiilin başında kullanıldığında anlamını gelecek veya geniş zamana dönüştürür. Örneğin, önceki gün sınavda kopya çekmiş bir öğrenciye, muzari fiil kullanılarak, هَلْ تَغُشُّ فِي الْاِمْتِحَانِ؟İmtihanda kopya mı çekiyorsun?” demek doğru bir kullanım değildir. Çünkü cümlede her ne kadar muzari fiil kullanılmış olsa da fiil ile kastedilen anlam mazidir. Zaten “önceki gün” de bu anlamı göstermektedir. Bu sebeple bu soruda “أَ/hemze”nin kullanılması gerekir.

Ancak “هَلْ/hel” soru edatı, mazi fiillerin veya isim cümlelerinin başına geldiğinde fiilin zamanında bir değişiklik yapmaz.[27] هَلْ شَاهَدْتَ الْفِلْمَ؟Filmi izledin mi?” biçimindeki fiil cümlesinde ve هَلْ أَنْتَ مُشَاهِدٌ الْفِلْمَ؟Filmi izliyor musun?” biçimindeki isim cümlesinde zamansal değişiklik söz konusu değildir.

هَلْ/Hel” soru edatının, başına geldiği muzari fiilin şimdiki zaman anlamını,  geniş zamana veya gelecek zamana dönüştürdüğü bazı örnek soru cümleleri şöyledir:

  1. a.    هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ؟
    “Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?”[28]

Ayette “هَلْ/hel” soru edatı, başına geldiği “أَدُلُّ/edullu” muzari fiili şimdiki zaman -gösteriyorum- anlamını, geniş zamana -göstereyim- dönüştürmüştür.

  1. هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ؟
    “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[29]

Bu ayette de “هَلْ/hel” soru edatı, başına geldiği “يَسْتَوِي/yestevî” muzari fiilinin şimdiki zaman -bir oluyor- anlamını, geniş zaman -bir olur- yapmıştır.

  1. هَلْ تَذْهَبُ مَعِي إِلَى السِّينَمَا؟
    “Benimle sinemaya gelir misin?”

Bu ayette de “هَلْ/hel” soru edatı, başına geldiği “تَذْهَبُ/tezhebu” muzari fiilinin şimdiki zaman -geliyorsun- anlamını, geniş zamana -gelirsin- dönüştürmüştür.

b)   هَلْ/Hel” soru edatı olumsuz cümlelerin, şart edatlarının, atıf harflerinin ve إِنَّ/inne”nin başında gelmez. Hâlbuki “أَ/hemze” bunların hepsinin başında gelir.[30]

Bu sebepledir ki,

  1. هَلْ لَمْ يَسْتَيْقِظِ الْأَوْلَادُ؟ “Çocuklar uyanmadılar mı?” olumsuz fiil soru cümlesinde,
  2. هَلْ أَنَا لَسْتُ عَاقِلاً؟ “Ben akıllı değil miyim?” olumsuz isim soru cümlesinde,
  3. هَلْ إِنْ زُرْتُكَ تُكْرِمْنِي؟ “Seni ziyaret ettiğimde beni ağırlayacak mısın?” şart soru cümlesinde ve
  4. هَلْ إِنَّـهُ نَاجِحٌ؟ “O çalışkan mı?” biçimindeki  “إِنَّ/inne”li soru cümlesinde

هَلْ/hel” soru edatının kullanılması yanlıştır. Bu cümlelerde “هَلْ/hel” yerine “أ/hemze” kullanılmalıdır.

c)    هَلْ/Hel” soru edatı ile daha önceden herhangi bir zan, kanaat ve önyargı sahibi olmadığımız olgular hakkında soru sorulur.[31]

هَلْ عِنْدَكَ مُحَمَّدٌ؟Mehmet yanında mı?” sorusundan, soru sahibinin Mehmet’in muhatabının yanında olup olmadığı hükmü hakkında önceden herhangi bir ön kanaat sahibi olmadığı, ön bilgisi olmayan bir konuda soru sorduğu anlaşılmaktadır.

Aynı soru “أ/hemze” ile أَعِنْدَكَ مُحَمَّدٌ؟Mehmet yanında mı?” diye sorulacak olsa, bu soru biçiminden de soru sahibinin Mehmet’in muhatabın yanında olduğu düşüncesini taşıdığı ve bu düşüncesini muhatabına doğrulatmak istediğini gösterir. Zira “أ/hemze”, “هَلْ/hel” soru edatının aksine, önceden zihinde bir ön hükmün varlığını ve bu hükmün doğrulanmak istendiğini de gösterir.

d)   هَلْ/Hel” soru edatının tasavvur eğilimli yani iki olgu arasında hükmün bilindiğini hissettiren soru cümlelerinde kullanılması uygun değildir.[32]

هَلْ/Hel” soru edatı, hükmün bilinmediğini, bilinmeyen hükmün öğrenilmek istendiğini gösterir. Cümlenin kuruluşu hükmün bilindiğine işaret ediyorsa, “هَلْ/hel” soru edatını kullanmak çirkin görülmüştür. Bu durumda cümlenin kuruluşu değiştirilir veya soru edatı olarak “أ/hemze” kullanılır.

Bir kişinin Arapça öğrenip öğrenmediği sorulmak istendiğinde هَلِ الْعَرَبِيَّةَ دَرَسْتَ؟ Arapça mı öğrendin?” demek uygun değildir. Zira soru cümlesinin bu şekilde kurulması, hükmün/öğrenme işinin bilindiğini gösterir. Hâlbuki “هَلْ/hel” soru edatı hükmün bilinmediği sorularda kullanılır. Ayrıca “هَلْ/hel” ile cümlenin bu şekilde kurulması, öğrenme hükmünün bilinmesinin ötesinde bu öğrenmenin sadece Arapçaya hasredildiğine de işaret etmektedir.

Eğer soru edatı değiştirilmeksizin, hüküm öğrenilmek istenirse, cümle yapısı değiştirilerek, cümle هَلْ دَرَسْتَ الْعَرَبِيَّةَ ؟Arapça öğrendin mi?” biçiminde kurulmalıdır. Bu soru tasdik amaçlı olduğu için cevabı “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır” sözlerinden biridir.

Cümle yapısı korunmak ve hüküm öğrenilmek istenirse, bu takdirde soru edatı değiştirilmeli ve “هَلْ/hel” yerine “أ/hemze” kullanılarak cümle şöyle kurulmalıdır: أَ الْعَرَبِيَّةَ دَرَسْتَ؟Arapça öğrendin mi?

e)    Dil âlimlerinin çoğunluğuna göre, “هَلْ/hel” soru edatı, haberi fiil olan bir isim cümlesinin başında gelmez.[33]

Soru edatı şayet haberi fiil olan bir isim cümlesinin başında kullanılacaksa, bu durumda “هَلْ/hel” soru edatı kullanılmaz; onun yerine eş anlamlısı  “أ/hemze” kullanılır. “هَلْ/Hel” soru edatının, haberi fiil olan bir isim cümlesinin başında gelmesi daha çok şiirde rastlanan bir durumdur.[34]

Bu sebeple, genel kabule göre, هَلْ حَسَنٌ جَاءَ؟Hasan geldi mi?” soru cümlesi ancak şiirde uygun olabilir; normal kullanımda bu cümle “أ/hemze” ile أَ حَسَنٌ جَاءَ؟ biçiminde kurulmalıdır.

f)    هَلْ/Hel” soru edatı, diğer soru edatları gibi atıf harflerinden sonra gelir, onların baş tarafında gelemez.[35]

أ/Hemze” dışında hiçbir soru edatı atıf harflerinin başında gelmez. Atıf harflerinin başında gelebilme özelliğine sahip tek soru edatı “أ/hemze”dir.

Dolayısıyla bir insana, doğru söyleyip söylemediği هَلْ فَأَنْتَ صَادِقٌ؟ “Şimdi doğru söylüyor musun?”  biçiminde bir soru cümlesiyle sorulamaz. Zira bu soru cümlesinde “هَلْ/hel” soru edatı atıf harfi olan “فَ/fe”den önce gelmiştir ki bu yanlıştır; doğrusu sonra gelmelidir. Bu soru cümlesi ya “هَلْ/hel” soru edatı, atıf harfi “فَ/fe”den sonra getirilerek فَهَلْ أَنْتَ صَادِقٌ؟  biçiminde veya “هَلْ/hel” soru edatının yerine “أ/hemze” kullanılarak  أَفَأَنْتَ صَادِقٌ؟  biçiminde oluşturulmalıdır.

4)    هَلْ/Hel”in Tasdik ve Tasavvur Amaçlı Kullanımı

a)   هَلْ/Hel” soru edatının tasdik amaçlı kullanımı

هَلْ/Hel” soru edatının sadece tasdik amaçlı kullanılabileceği yukarıda belirtilmişti. Bu edatla gelen sorular hükmün (müsned), fail, nâib-i fâil ve mübteda (müsnedün ileyh) hakkında sabit olup olmadığını öğrenmeye yöneliktir. Hükmün bilinmediğini, öğrenilmek istendiğini gösterir. Şayet hüküm biliniyorsa, bu tür sorular tasavvuru çağrıştırdığı için bunlarda “هَلْ/hel” soru edatının kullanılması uygun değildir.

هَلْ/Hel” soru edatı ile kurulmuş sorulara “نَعَمْ: evet” veya “لاَ: hayır” sözlerinden biriyle cevap verilerek, hükmün gerçekleşip gerçekleşmediği açıklanmış olur.

Aşağıda, “هَلْ/hel” soru edatının, bir işin/vasfın kişi veya nesnede bulunup bulunmadığına dair olumlu veya olumsuz hükmünün öğrenilmek üzere (tasdik amaçlı) kullanıldığı bazı örnek cümleler yer alıyor:

  1. هَلْ قَدِمَ صَدِيقُكَ؟  
    “Arkadaşın geldi mi?”

Bu soruda, gelme işinin/hükmünün, fail durumundaki arkadaş hakkında sabit olup olmadığı yani fiilin onun tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bilgisi istenmektedir. Tasdik amaçlı bu sorunun olumlu cevabında “نَعَمْ: evet”, olumsuz cevabında ise “لاَ: hayır” denilerek soru cevaplandırılmış olacaktır.

  1. هَلْ أَنْتَ ذَاهِبٌ؟
    “Gidiyor musun?”

Bu cümlede, müsned olan gitme işinin, fail olan müsnedün ileyh hakkında sabit olup olmadığı yani fiilin muhatap kişi tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorulmaktadır. Tasdik amaçlı bu soruya da olumlu cevabında “نَعَمْ: evet”, olumsuz cevabında ise “لاَ: hayır” denilerek karşılık verilir.

  1. هَلْ نَامَ الطِّفْلُ؟  
    “Çocuk uyudu mu?”

Burada da uyuma hükmünün, fail olan çocuk hakkında sabit olup olmadığı yani uyuma fiilinin çocuk tarafından yapılıp yapılmadığı sorulmaktadır. Fiilin olumlu veya olumsuz hükmünü soran, tasdik amaçlı bu soruya da olumlu ise “نَعَمْ: evet”, olumsuz ise “لاَ: hayır” denilerek cevap verilir.

b)   هَلْ/Hel” soru edatının tasavvur amaçlı kullanımı

هَلْ/Hel” soru edatı sadece tasdikte kullanılır ve tasavvur amaçlı kullanılması doğru değildir.[36] Zira tasavvurda hükmün bilinmesi söz konusu iken “هَلْ/hel” soru edatı hükmün bilinmediğini ifade eder. Aynı cümlede hükmün bilinmesi ile bilinmemesi durumlarının bir arada bulunması bir çelişkidir. Dolayısıyla böyle bir cümlede “أَمْ: yoksa” edatı ve benzer/denk de gelmez. Şayet “أَمْ: yoksa” edatı gelirse, muttasıla değil munkatı’adır, benzer/denk öğe yine yoktur. Bu durumda “أَمْ: yoksa” edatı öncesini düzeltip, onun yerine kendisinden sonraki öğeyi ikame eder. Asıl kastedilen, bu sonraki öğe olmuş olur.

Bununla beraber “أَمْ: yoksa” edatından sonra şâz olarak benzer/denk öğenin geldiği de söylenmiştir. Bu durumda “أَمْ: yoksa” edatı muttasıla olur atıf görevindedir. Ancak bunun şâz bir durum olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla dikkate alınması gereken, şâz değil, genel/temel kuraldır.

Bu bakımdan,

هَلْ تَشْرَبُ الشَّايَ؟  
“Çay içer misin?”

cümlesi, tasdik amaçlı yani hüküm soran doğru bir cümledir. Ancak

هَلْ تَشْرَبُ الشَّايَ أَمِ الْقَهْوَةَ؟  

“Çay mı yoksa kahve mi içersin?”

cümlesi ise, içerdiği çelişki sebebiyle doğru bir cümle olarak gözükmemektedir. Çünkü cümlenin yapısı, bize içme hükmünün bilindiğini ifade ederken “هَلْ/hel” soru edatı hükmün bilinmediğini söylemektedir. Aynı cümle içinde bu bir çelişkidir. Çünkü bu hükmün bilinmesi ve tayinin istenmesi bir tasavvur sorusudur ve “هَلْ/hel” soru edatı ile sorulması uygun değildir.

Soru edatı değiştirilip de sorunun “أ/hemze” ile أَ تَشْرَبُ الشَّايَ أَمِ الْقَهْوَةَ؟ biçiminde sorulması da var olan problemi gidermeyecektir. Çünkü soru edatından sonra gelen تَشْرَبُ ile “أَمْ: yoksa” edatından sonra gelen الْقَهْوَةَ, yani benzer/denk öğeler uyumsuzdur, denklik söz konusu değildir. Denklik için تَشْرَبُ ile الشَّايَ kelimeleri yer değiştirmelidir.

Bu durumda “أَمْ: yoksa” edatını munkatı’a olarak kabul etmek ve denklik değil düzeltme amaçlandığını varsaymak doğru olacaktır. Buna göre, cümle “Çay affedersin kahve içer misin?” anlamını içerir. Böylece cümle tasavvur cümlesi olmaktan çıkar, tasdik cümlesi olur ve “هَلْ/hel” soru edatından sonra “أَمْ: yoksa” edatının kullanımı da uygun düşer.

Ancak günlük hayatta çokça karşılaştığımız bu tür kullanımlarda “هَلْ/hel” soru edatından sonra “أَمْ: yoksa” munkatı olarak değil, muttasıla olarak kullanılmaktadır. Bu durum ise, “هَلْ/hel” ile sorulan soruyu tasavvur cümlesi yaptığından ve denklerin de uyumsuzluğundan dolayı cümlenin kuruluşu doğru değildir.

C)  أ/Hemze” ile “هَلْ/Hel” Arasındaki Ortak ve farklı Yönler

Bu bölümde, genel bir kanaat oluşturması için, her iki soru harfinin ortak ve farklı yönlerinin tamamı değil bir kısmı tablo halinde karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır.

 

1)    أ/Hemze” ile “هَلْ/Hel” Arasındaki Ortak Yönler

هَلْ/Hel

أ/Hemze

Harftir. Harftir.
Türkçede -mi soru eki anlamında kullanılır. Türkçede -mi soru eki anlamında kullanılır.
Bazen isimlerin bazen fiillerin başına gelebilir. Bazen isimlerin bazen fiillerin başına gelebilir.

2)    أ/Hemze” ile “هَلْ/Hel” Arasındaki Farklı Yönler

هَلْ/Hel

أَ/Hemze

Sadece tasdik amaçlı kullanılır. Hem tasdik,         hem tasavvur amaçlı kullanılır.
Sadece olumlu cümlelerin başına gelir. Hem olumlu, hem olumsuz cümlelerin başına gelir.
Muzari fiilin zamanını gelecek ile sınırlandırır. Muzari fiilin zamanında bir değişiklik yapmaz.
Şart cümlesinin başına gelmez. Şart cümlesinin başına gelir ve şart edatından da önce gelir.
إِنَّ/inne”nin başına gelemez. إِنَّ/inne”nin başına gelir.
Atıf harfinden sonra gelir. Atıf harfinden önce gelir.
Haberi fiil olan isim cümlesinin başına gelemez. Haberi fiil olan isim cümlesinin başına gelebilir.
Hakkında kesinlikle bir kanaatin olmadığı hususlarda soru sorulur. Hakkında önceden kanaatin veya en azından tahminin olduğu bir hükmü doğrulatmak amacıyla soru sorulur.

BİBLİYOGRAFYA

Akdemir, Hikmet, Belâğat Terimleri Ansiklopedisi, Nil Yay., İzmir, 1999.

Bolelli, Nusrettin, Belağat, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2000

el-Curcânî, Ebû Bekr Abdulkâhir b. Abdirrahman b. Muhammed, Delâilu’l-i’câz fî ilmi’l-meânî, (Thk.: Mahmud Muhammed Şakir), Matbaatu’l-medenî, Kahire/Dâru’l-medenî, Cidde, 1992

el-Kazvînî, Celaluddîn Muhammed b. Abdurrahmân el-Hatîb, el-Îdâh fî ulûmi’l-belâga (Şrh.: Abdu’l-Mun’im Hafâcî), Beyrût, 1993, I-III.

________, et-Telhîs fî ulûmi’l-belâga (Şrh.: Abdurrahmân el-Berkûkî), Dâru’l-kitâbi’l-Arabî, Beyrût, 1992

es-Saîdî, Abdulmüteâl, el-Îdâh li-Telhîsi’l-miftâh fî ulûmi’l-belâğa, Mektebetu’l-Âdâb, 17. bs., 1426/2005, I-IV

es-Sekkâkî, İbn Ya’kûb Yûsuf b. Ebî Bekr Muhammed b. Alî, Miftâhu’l-ulûm, Dâru’l-kutubi’l-ilmiyye, Beyrût, 1407/1987

es-Suyûtî, Celâluddîn Abdurrahmân, el-İtkân fî ulûmi’l-Kur’ân, (Thk.: Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), el-Hey’etu’l-Mısriyyetu’l-âmmetu li’l-kitâb, 1974/1394, I-IV

ez-Zemahşerî, Cârullah Mahmûd b. Umer,, el-Mufassal fî sın’ati’l-i’râb, (Thk. Dr. Ali Bû Melham), Beyrut, 1993

ez-Zerkeşî, Bedruddîn Muhammed b. Abdullah, el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân (Thk.: Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), Dâru İhyâi’l-kutubi’l-Arabiyye, 1958, I-IV

İbn Cinnî, Ebu’l-Feth Usmân, el-Luma fi’l-Arabiyye (Thk. Fâiz Fâris), Kuveyt, ty.

İbn Hişâm el-Ensârî, Ebû Muhammed Abdullah Cemaluddîn b. Yûsuf b. Ahmed b. Abdullah, Muğni’l-lebîb an kutubi’l-eârîb (Thk.: Mâzin el-Mubârek, Muhammed Alî Hamdullah), Dâru’l-fikr, Beyrût, 1985.

İbn Yaîş, Muveffikuddîn Ya’îş b. Alî, Şerhu’l-Mufassal, Beyrut, ty., I-X

Kayapınar, Mustafa, Belağatta Talebî İnşâ, (Selçuk Üniversitesi, SBE, Arap Dili ve Belagati ABD, basılmamış doktora tezi), Konya, 2006

Osman ARPAÇUKURU


[1] es-Suyûtî, Celâluddîn Abdurrahmân, el-İtkân fî ulûmi’l-Kur’ân, (Thk.: Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), el-Hey’etu’l-Mısriyyetu’l-âmmetu li’l-kitâb, 1974/1394, I-IV, c. II, s. 167; İbn Hişâm, a.g.e., s. 19

[2] el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 155; Kayapınar, a.g.e., s. 101

[3] İbn Ya’îş, a.g.e., c. VIII, s. 151; İbn Hişâm, a.g.e., s. 457

[4] Kayapınar, a.g.e., s. 100

[5] Kayapınar, a.g.e., s. 100

[6] es-Sekkâkî, a.g.e., s. 308; el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 155; el-Curcânî, a.g.e., s. 111; Bolelli, a.g.e., s. 208; Akdemir, a.g.e., s. 138-139

[7] İbn Ya’îş, a.g.e., c. VIII, s. 151; İbn Hişâm, a.g.e., s. 61; Bolelli, a.g.e., s. 207; Akdemir, a.g.e., s. 138

[8] İbn Ya’îş, a.g.e., c. VIII, s. 151; İbn Hişâm a.g.e., s. 22, 458

[9] Yunus, 10/51

[10] Bakara, 2/44

[11] el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 153; İbn Hişâm, a.g.e., s. 21, 458

[12] Yunus, 10/51

[13] İbn Hişâm, a.g.e., s. 21, 458

[14] İbn Cinnî, a.g.e., s. 223-224; İbn Hişâm, a.g.e., s. 69

[15] Bakara, 2/80

[16] Saffât, 37/153

[17] Akdemir, a.g.e., s. 138

[18] Bolelli, a.g.e., s. 207-208

[19] es-Sekkâkî, a.g.e., s. 308; el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 155, İbn Hişâm, a.g.e., s. 21, 456; es-Suyûtî, a.g.e., c. II, s. 201

[20] Akdemir, a.g.e., s. 140

[21]أم: yoksa” edatı bazen muttasıla olur ki, bu atıf harfidir. Öncesiyle sonrası arasındaki bağlantı kurması, ikisini birleştirmesi sebebiyle bu adı almıştır. “أ/Hemze”nin tasavvur amaçlı kullanımındaki أَمْ bu çeşittir. Bazen de أَمْ munkatı’a olur. Öncesiyle sonrası arasındaki kesinti, bağlantısızlık meydana getirmesi sebebiyle bu adı almıştır. Bu durumda أَمْ, Bir şeyden, daha kuvvetli olan başka bir şeye geçişi anlatır. Dolayısıyla bir soru cümlesi söylendikten sonra sormak istenen şeyin bu olmadığı asıl başka bir şey sorulmak istendiği fark edildiğinde, asıl sorulan şeyden önce kullanılır ve “fakat” anlamına gelir. Bu durumda “أَمْ: yoksa” edatının öncesi ile sonrası arasında benzerlik ve denklik söz konusu değildir. Kayapınar, a.g.e., s. 110, dipnot: 594. Ayrıca bkz. İbn Cinnî, a.g.e., s. 93-94; es-Suyûtî, a.g.e., c. II, s. 194-196

[22] Kayapınar, a.g.e., s. 111; Akdemir, a.g.e., s. 140

[23] Akdemir, a.g.e., s. 140

[24] el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 159; el-Îdâh, c. III, s. 61; Bolelli, a.g.e., s. 208-209; Akdemir, a.g.e., s.141

[25] es-Sekkâkî, a.g.e., s. 309; el-Kazvînî, et-Telhîs, s. 157-158; el-Îdâh, c. III, s. 59; İbn Hişâm, a.g.e., s. 457

[26] Akdemir, a.g.e., s.141

[27] Kayapınar, a.g.e., s. 112

[28] Saf, 61/10

[29] Zümer, 39/9

[30] İbn Ya’îş, a.g.e., c. VIII, s. 151; İbn Hişâm, a.g.e., s. 457-458; es-Suyûtî, a.g.e., c. II, s. 201; Akdemir, a.g.e., s. 141-142

[31] Kayapınar, a.g.e., s. 114

[32] ez-Zerkeşî, Bedruddîn Muhammed b. Abdullah, el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân (Thk.: Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim), Dâru İhyâi’l-kutubi’l-Arabiyye, 1958, I-IV, c. II, s. 348; Suyûtî, a.g.e., c. II, s. 168; Kayapınar, a.g.e., s. 113-114

[33] el-Kazvînî, el-Îdâh, c. III, s. 58; İbn Hişâm, a.g.e., s. 458

[34] Kayapınar, a.g.e., s. 114

[35] İbn Ya’îş, a.g.e., c. VIII, s. 151; İbn Hişâm, a.g.e., s. 22, 458

[36] Bu konuya dair açıklamalar daha önce geçtiği için ayrıca burada açıklanmasına gerek duyulmamıştır.

About osmanarpacukuru

Araştırmacı-Yazar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Boşluğa e-posta adresinizi girin ve altındaki butona tıklayın.
Enter your e-mail address in the space and click the button below.
أدخل عنوان بريدك الإلكتروني في الفراغ ثم انقر على الزر أدناه

Arşİvler

Zİyaretçİ Sayısı

  • 32,247 Kişi
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 619 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: