Okuyorsunuz...
Genel

“Hadis-i Şerif” Diye Belirtilen Sözler Karşısında Tutumumuz Nasıl Olmalıdır?

Bu önemli sorunun cevabını, Hz. Peygamber’in (s) hadislerini ilk ağızdan dinleme ve onların ilk taşıyıcıları olma şerefine sahip olan sahâbenin bu konudaki tutum ve davranışlarını tesbit ve izah ederek vermek istiyoruz. Çünkü hayatımızın pek çok alanında olduğu gibi bu konuda da sahâbe bizim için oldukça iyi bir model ve örnektir. Onlar, Allah’ın Peygamber’i (s) birlikte olmuş, onun sözlerini dinlemiş, hâl ve hareketlerini yakından görmüş, anlamış ve yaşamışlardır. Resûlullah’a (s) olan bağlılık ve Allah’ın dinini yaşamadaki derin samimiyet ve üstün gayretleriyle Allah’ın ve O’nun Peygamberinin övgüsüne mazhar olmuşlardır. Bu bakımdan onlar dinî yaşantımızda olduğu kadar Hz. Peygamber’in hadis-i şeriflerine karşı tutumuzu belirlemede de bizim için yegâne örnek konumundadırlar.

 Sahâbenin, Hz. Peygamber’in söz ve davranışları demek olan “hadis-i şerifler”e büyük değer verdiği ve “hadisi din kabul” ettiği bilinmektedir. Ebû Hüreyre (r)1 ve Hz. Ali’den (r)2  nakledilen, “Bu ilmi (hadisi) kimden aldığınıza dikkat edin; zira o dindir” sözü sahâbenin, hadisi din kabul ettiklerini göstermektedir. Daha sonra bu söz, sahâbeden tâbiûn nesline geçmiş ve zamanla yayılıp meşhur olmuştur.

Sahâbeyi böyle  bir  kabul ve  inanca  yönelten  çeşitli etkenler  vardı.  Bunların başında  Allah’ın  âyetleri  ve  Resûlullah’ın  hadisleri  gelmektedir.  Yüce  Allah Kitabının çeşitli âyetlerinde Son Peygamberi Hz. Muhammed’i (s) uyulması gereken en güzel model olarak göstermiş3; onun yoluna (sünnetine) tâbi olunmasını4  ve ona itaat edilmesini emretmiştir.5  Peygamberinin aslî görevini de Allah’ın dinini insanlara eksiksiz olarak duyurma6, gerektiğinde açıklama7 ve Kur’an’da açıkça yer almamış kimi konularda hüküm koyma8 olarak belirlemiştir. Benzer şekilde Hz. Peygamber de ümmetine, kendine itaat etmelerini9  ve kendisinin apaçık yolunu izlemelerini10 emretmiştir. Ümmetine, sıkıca sarılıp hidayet üzere kalmaları için “birbirinden ayrılmaz iki şey” bıraktığını söyleyerek, bunlardan birinin “Allah’ın Kitabı”, diğerinin de “Kendisinin Sünneti” olduğunu haber vermiştir.11 Ayrıca “Bana Kur’an’la birlikte onun bir benzeri daha verildi.”12 buyurarak  böylelikle  hadislerine  kıymet  verip  yüceltmiş;  onların  kesinlikle gereken ilgiden yoksun bırakılmamasını, ihmal ve terk edilmemesini bildirmiştir.

Hadislerin taşıdığı bu değer ve dinî konumundan dolayı Hz. Peygamber ayrıca hadisin öğrenim ve öğretiminde ihtiyatlı davranılıp, hadis diye belirtilen sözün, kendisine aidiyetinden ve metninin doğruluğundan kesin emin olunmadıkça kabul veya nakledilmemesini istemiştir. Abdullah b. Ömer’e (r) yaptığı bir tavsiyede, “Ey İbn Ömer, dinine sahip ol, dinine sahip çık! O senin etindir, kemiğindir. Onu kimden öğrendiğine dikkat et; istikamet üzere olan kimselerden al, eğri büğrü olanlardan alma!”13  buyurmuştur. Burada “din” sözüyle, dinin öğrenilip yaşanacağı temel kaynaklar sıralamasında Kur’an-ı Kerim’den hemen sonra gelen “hadis-i şerif”in kastedildiği malûmdur. Bundan başka, Kendisinin söylemediği bir sözü hadis diye ortaya atmanın yahut buna göz yummanın cehenneme girmeye sebep büyük bir günah olduğunu bildirmiş, şöyle buyurmuştur: Kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın.”14  “Benim ağzımdan uydurulmuş Bana ait olmayan bir sözü ben söylemişim gibi nakleden kişi, iki yalancıdan biridir.”15

 Allah Resûlü’nün (s) bu sert uyarıları, sahâbeyi hadis naklinde son derece dikkatli ve  temkinli  olmaya  sevk  etmiştir.  Bu  uyarıların  muhatapları  olmamak  için hadisleri Resûlullah’ın ağzından çıktığı şekliyle nakletmeye büyük özen göstermişler; hadislerde eksiklik veya fazlalık yapılmasını, hadisin lafızlarının benzerleriyle/eşanlamlılarıyla dahi olsa değiştirilmesini ve cümledeki yerlerinden ileri veya geri alınmasını Hz. Peygamber’in ağzından hadis uydurmak olarak kabul   etmişlerdir.   Böylece   hadis   diye   belirtilen   sözü,   Hz.   Peygamber’e aidiyetinden veya metninin doğruluğundan emin olmadıkça hadis olarak kabul etmedikleri gibi bunları hadis olarak nakletmekten de şiddetle kaçınmışlardır. Bu konuda o kadar dikkatli ve titiz davranmışlardır ki, hadiste yapılacak bir hata sebebiyle Resûlullah’ın cehennemle tehdidine muhatap olmaktan duyduğu endişeyle bazı sahâbîler neredeyse hiç hadis nakletmemişlerdir.16

Zübeyr b. Avvam’ın, “Niçin bazı kimselerden işittiğim gibi senin de Rasûlullah’tan hadis naklettiğini ettiğini duymuyorum?” diyen oğlu Abdullah’a verdiği cevap, sahâbenin hadis konusundaki titizliğini göstermektedir: “Ben Müslüman olduğumdan beri Hz. Peygamber’den hiç ayrılmadım; fakat  onun  ‘Kim  bile  bile  benim  ağzımdan  yalan  uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın’ buyurduğunu işittim.”17 Onun bu açıklamasından, hadis rivâyetinden kaçınma sebebinin, hadisin sözlerinde yanlış yapmaktan ve böylece Hz. Peygamberin söylemediği bir sözü -farkında olmadan- onun ağzından nakletmekten duyduğu endişe olduğunu anlıyoruz.

Aynı şekilde Abdullah b. Abbas ile Büşeyr el-Adevî arasında yaşanan aşağıdaki olay da sahâbenin hadis konusunda oldukça temkinli davrandıklarını göstermektedir. “Büşeyr el-Adevî, “Resûlullah (s) şöyle buyurdu, Resûlullah (s) böyle buyurdu.” diyerek Abdullah b. Abbas’a hadisler okumaya başladı; ancak İbn Abbas ona kulak vermemekte ve onunla ilgilenmemekteydi. Bunun üzerine Büşeyr, “Ben sana Resûlullah’tan (s) hadis naklediyorum; ama sen dinlemiyorsun!” diyerek İbn Abbas’ın hadislere karşı umursamaz tutumundan yakınır. Bunun üzerine İbn Abbas ona şu cevabı verir: Bizler, bir zamanlar birileri “Resûlullah (s) şöyle buyurdu” dediğinde gözümüzü dört açar, söylenenleri  dinlemek  için  dikkat  kesilirdik.  Fakat  insanlar  hırçın  ve uysal her deveye binmeye (yani anlamadan ve doğruluğundan emin olmadan her duyduklarını nakletmeye) başladıklarından beri bildiklerimizden başkasını onlardan dinlemez olduk.”18

Sahâbenin hadis konusunda gösterdikleri bu titizliği, bugün biz de hadislerin kabulünde ve naklinde aynı şekilde gösterebilmeliyiz. Bize “hadis” diye söylenen  yahut  hadis  diye  okuduğumuz  her  sözü  -özellikle doğruluğundan emin olamayıp şüphe ediyorsak- “hadis-i şerif” olarak kabul etmekte acele etmemeli, ihtiyatlı ve akıllıca hareket etmeliyiz. Eğer yapabiliyorsak bizzat kendimiz o sözü doğrudan hadis kaynaklarından araştırmalı ve  mümkünse  bu  iş  için  Arapça  kaynakları,  yoksa  Türkçe  temel  hadis kaynaklarını tercih etmeliyiz. Fakat mutlaka ana hadis kaynaklarını kullanmalıyız. Şayet  kendimiz  kaynaklarda  araştırma  imkânına  sahip  değilsek,  bunun  için gerekli bilgi ve yetkinliği taşımıyorsak, bu durumda ilmiyle âmil, güvendiğimiz bir ilim ehline danışıp sormalıyız. Bunu mutlaka yapmalıyız ki, sahâbenin hadisteki titizliğine benzer bir ihtiyat ve tedbiri günümüzde gerçekleştirmiş olabilelim.

 “Hadis okumak” istediğimizde de okuyacağımız kitaplar temel hadis kaynaklarından olmalıdır. Beden sağlığımız için gereken ilacı nasıl ki başka bir kimseden veya yerden değil de doktordan öğrenip, eczaneden satın alıyorsak, aynı şekilde Allah Resûlü’nün hadislerini de yüzyıllardır İslam dünyasınca genel kabul görmüş temel hadis kitaplarından okumalı ve öğrenmeliyiz. Günümüzde bu kitapların  bu  konudaki  ihtiyacı  fazlasıyla  karşılayacak  kadar  sayıda  Türkçe çevirileri de bulunmaktadır. Evlerimizde nasıl ki en azından bir adet Mushaf bulunduruyor, her fırsatta okuyorsak; aynı şekilde en azından bir adet temel bir hadis kitabını bulundurabiliriz/bulundurmalıyız ve Kur’an’ın yanı sıra okuyabiliriz/okumalıyız.

Hz. Peygamber’in söylemediği fakat hadis diye bilinen sözler, daha çok vaaz ve nasihat kitaplarında karşımıza çıkıyor. İçinde sahih, hasen ve zayıf hadislerin yanı sıra uydurma hadislerin de bulunduğu bu kitapların halk tarafından çokça okunması sebebiyle bu uydurma hadisler zamanla toplumda iyice yayılmış ve genel kabul görmüştür. Bu sözlerin bir kısmı anlam olarak doğru olsalar bile asla hadis değildirler ve bu önemli bir farktır. Bu durumlarda bizi öncelikle ilgilendiren, hadis diye belirtilen sözün anlamı değil, gerçekten hadis olup olmadığıdır. Bir sözün anlamca doğru olmasının, o sözü hadis yapmayacağı herkesçe malûmdur. Aksi takdirde anlamı doğru olan bütün sözlerin hadis kabul edilmesi gerekir ki bu, gerçeğe aykırıdır.

Hz. Peygamber’in söylemediği bir sözü o söylemiş gibi nakletmek, ona iftira atmak olur ki, bunun cezasını da Allah Resûlü (s) kendisi, yukarıda naklettiğimiz hadiste geçtiği üzere cehennem olarak bildirmiştir. Öyleyse hadisler konusunda sahabenin gösterdiği ihtiyat ve tedbirin benzerini göstermek, en azından hadis diye belirtilen her sözü, kaynağını öğrenmeden, Hz. Peygamber’e aidiyetinden ve metninin doğruluğundan emin olmadan nakletmemek yerinde bir davranış olacaktır.

“Hadislerin din olduğu” dikkate alındığında, uydurma hadislerin dinin doğru anlaşılmasında ve yaşanmasında ne büyük bir tehlike arz ettiği ortadadır. Bundan dolayı geçmişte hadis âlimlerimiz, hadis diye uydurulmuş sözleri tespit etmek için büyük çabalar ortaya koymuşlar, bu uydurma hadisleri bildiren kitaplar kaleme almışlardır. Ancak bu kitaplar ne yazık ki daha çok, araştırma merkezlerinin, kütüphanelerin ya da yayıncıların raflarında kalmış, bir türlü halkın gündemine girememiştir.

Önemli bir eksiklik olarak gördüğümüz bu durumun giderilmesi, halkın dilinde hadis diye dolaşan asılsız sözlerin ayıklanıp, doğrunun ortaya konması uzun zamandır içimizde büyüttüğümüz bir arzuydu. Artık bu arzumuzu gerçekleştirme yolunda ilk adımızı atmış bulunuyoruz. Burada, merakla takip edeceğinizi umduğumuz, hadis diye uydurulmuş sözlerin araştırılıp incelendiği yazıları sizinle paylaşacağız. Hadisler hakkındaki yorum ve değerlendirmelerde, İslâm âlimlerinin açıklamalarını dayanak alacak, onları  günümüzün  dünyasına  taşıyacak  ve  bugünün  diliyle  konuşturacağız. Gerekli görmedikçe kişisel görüş ve açıklamalarda bulunmayacağız. Bu sebeple hadisler hakkındaki yorum ve değerlendirmeler öncelikle bize değil, kıymetli âlimlerimize aittir. Kendilerini bu vesileyle rahmet ve minnetle anıyoruz.

 Uydurma hadisleri araştırma ve incelemeyi gaye edinen bu hadis yolculuğumuzda en büyük yardımcımız elbette Rabbimiz Allah’tır. O’na güvenip dayanıyor ve yazdıklarımızda bizi hakka ve hakikate ulaştırmasını O’ndan niyaz ediyoruz.

Dipnotlar:

1- Hatîb el-Bağdâdî, el-Camiu li-ahlâki’r-râvi, I, 129.
2- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî ilmi’r-rivâye, I, 121.
3- Ahzab (33), 21.
4- En’âm (6), 153.
5- Bu konuda pek çok âyet vardır, bazıları için bkz. Nisâ (4), 13; Şuarâ (26), 108; Teğâbün (64),12; Enfâl (8), 1.
6- Mâide (5), 67.
7- Nahl, (16), 44; İbrahim (14), 4.
8- A’râf (7), 157; Tevbe (9), 29.
9- Buhârî, Cihad, 108; Ahkâm 1; İ’tisam 2; Müslim, İmâre 1835, Fezâil 2283. 10- Buhârî, İ’tisâm 1.
10- Buhârî, İ’tisâm 1.
11- Hâkim, Müstedrek, I, 172; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 114; Dârekutnî, Sünen, IV, 245.
12- Ebû Davud, Sünnet 6.
13- Ramehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, s.416; Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, I, 121.
14- Buhârî, İlim 38, Cenâiz 33; Müslim, Mukaddime 2, 3.
15- Müslim, Mukaddime 8, 19.
16- İbn Kuteybe, Te’vîlü muhtelifi’l-hadîs, s.39.
17- İbn Mâce, Mukaddime 4 (36).
18- Müslim, Mukaddime 13.

Osman ARPAÇUKURU

About osmanarpacukuru

Namık Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagati Öğretim Görevlisi

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Boşluğa e-posta adresinizi girin ve altındaki butona tıklayın.
Enter your e-mail address in the space and click the button below.
أدخل عنوان بريدك الإلكتروني في الفراغ ثم انقر على الزر أدناه

Arşİvler

Zİyaretçİ Sayısı

  • 53,773 Kişi
%d blogcu bunu beğendi: