Okuyorsunuz...
Genel

Yâ Resûlallah! Bana Dini Öz ve Kısa Bir Şekilde Öğretin!

cami

“Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabıyla birliktedir. Onları dinleri konusunda bilgilendirmekte, eğitmektedir. Bu esnada bir adam (bazı rivayetlerde; “kadın”) çıkagelir. Resûlullah’a (s.a.v.) gelerek şöyle der:
“Yâ Resûlallah! Bana öz ve kısa bir şekilde öğretin (bazı rivayetlerde; “tavsiyede bulunun”).”
Resûlullah (s.a.v.) ona: “Namaza kalktığın zaman dünyaya veda edecek olan biri gibi namazını kıl. Yarın özür dileyeceğin bir sözü konuşma. Halkın elindekilerden de kesinlikle ümidini kes.” buyurur.” (İbn Mâce, c.2, s.1396, hadis no: 4171; Ahmed, c.5, s.412, hadis no: 23545; elMu’cemü’l-Kebir, c.4, s.154, hadis no: 3987. Ayrıca bkz. farklı lafızlarla aynı anlam: el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, c.4, s.362, hadis no:7928; Mecmau’z-zevâid, c.10, s.236, hadis no: 236; Ta’zîmu Kadri’s-salât, c.2, s.903-904, hadis no: 946)

Ashabtan Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî, Enes b. Mâlik, Cabir b. Abdullah, Abdullah b. Ömer ve Sa’d b. Umare es-Sa’dî’den ayrı ayrı ve farklı lafızlarla rivayet edilen bu hadisi şerif, muhatabın da isteğine uygun olarak özlü bir Peygamber tavsiyesi olarak dikkatimizi çekiyor.

Hadise baktığımızda Resûlullah’ın bu tavsiye ve öğretisinde üç konu üzerinde durduğunu görmekteyiz. Bu üç konudan biri namaza, diğeri insanlarla diyaloga, sonuncusu da insanın kendisine ve beklentilerine yöneliktir. Resûlullah’ın, bu tavsiye ve açıklamasını, kendisinden öğüt isteyen ve bu öğüdünü de kısa ve öz tutmasını isteyen birine yaptığını düşündüğümüzde, bu öğütte yer alan konuların insan hayatında oldukça bir yere sahip olan üç davranışı ele aldığını söyleyebiliriz. Bu davranışlardan biri, insanın Rabbiyle; diğeri insanlarla; bir diğeri de hem kendisiyle hem de toplumla olan ilişkileriyle ilgilidir. Resûli Ekrem’in (s.a.v.) bu açıklaması, bu ilişkilerin nitelik ve kalitesini yükseltmeye yönelik olarak gelmiştir.

Namazla ilgili olarak; Hz. Peygamber(s.a.v.), “Namaza kalktığın zaman dünyaya veda edecek olan biri gibi namazını kıl.” buyurmaktadır. Bunun anlamı kısaca, “Kıldığın namazını son namazın bilerek kıl. Son namazını nasıl kılarsan, o ruh ve anlayışla kıl.” demektir. Bu namazın ihlâs, okunan âyetler üzerinde tefekkür, gözyaşı ve uzun kıyam ve kıraatlerle yerine getirileceğinde kuşlu yoktur. Bu özellikler ise, normal zamanlarda kılınan namazlarda genellikle bulunmayan hâl ve niteliklerdir. Hâlbuki dinin direği ve kelime-i şahadetten sonra İslâm’ın en büyük rüknü olan namazın, kendisinden beklenen fayda ve işlevi yerine getirebilmesi bu özelliklerin onda bulunmasına bağlıdır. Namazın dış görünüşü itibariyle birtakım şekillerden ve zikirden ibaret gibi görünse de o gerçekte yüce yaratıcıya münacat etmek, O’nunla konuşmak, O’na yakınlaşmaktır. Yüce yaratıcı ile teklifsiz ve aracısız buluşmak ve konuşmak demek olan namaz esnasında insan, yüce yaratıcının kudret ve azametini, rahmet ve azabını hayal ve hafızasına nakşederek, kendini her türlü fenalık ve kötülüklerden arındırır. Allahu Teâlâ, Kitabı’nda kurtuluşa erecek olan mü’minleri tanımlarken onların namazlarındaki durumuna dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir; onlar ki, namazlarında huşû içindedirler…” (Mü’minun, 12) Bu âyette, kurtuluşa erecek olan mü’minlerin namaz kılan değil; namazlarını huşû içinde kılan mü’ minler olduğu dile getirilmektedir. İşte Hz. Peygamber’in bu tavsiyesi, namazdaki bu iç huzurunu ve kalbî bağlılığı elde etmeyi,  ruhun maddî âlemden Allah’ın huzuruna yükselişini hissetmeyi sağlayacak bir vesile ve çözüm sunmaktadır. Bu vesile ve çözüm; namazı, dünyaya veda etmek üzere olan birinin ruh hâli içinde kılmaktır. Bu ruh hâline ulaşmak ise, kişinin, içinde bulunduğu ânını dünyada geçirdiği son ânı olarak kabul etmesine ve buna kendini ikna etmesine bağlıdır.

Hadisin ele aldığı bir diğer konu; inanan insanların birbirleriyle olan diyaloglarında gözetmeleri gereken adaptır. Konuşmalarda gözetilmesi gereken temel kurallardan biridir bu. Resûlullah (s.a.v.) bu kuralı, “Yarın özür dileyeceğin bir sözü konuşma.” diyerek haber vermektedir. Bu açıklamanın da son derece önemli bir konuya değindiği aşikârdır. Aile, komşular, iş çevresi, okul vb. tüm sosyal grup ve topluluklarda yaşanılan tartışmalar, gerginlikler, kırgınlıklar, son bulan samimi dostluklar ve baş gösteren düşmanca yaklaşım ve davranışlar, insanın ağzından çıkacak söze dikkat etmeden konuşmasının zaman zaman ne büyük sorunlara yol açtığının somut bazı örnekleridir. İnsan, bu tür durumlara düşmeden, sevgi ve saygı temelleri üzerine kurulu insanca bir medeniyette huzur ve refah içinde yaşamak istiyorsa, ağzından çıkacak olanı önceden tartıp ölçmeli ve daha sonra özür dilemek zorunda kalacağı bir sözü konuşmamalıdır. İstemeden kendisinden bazı uygunsuz, kaba sözler çıkmışsa da derhal özür dilemesini ve kırdığı muhatabının gönlünü almayı bilmelidir. Eğer her ikisini de yapmıyorsa, en doğru davranış bu kişiyle dostluk yapmamak ve zorunlu olmadıkça beraber olmamaktır. Kendimiz de böyle biri olmamak için azami gayret göstermeliyiz. İnsanlar tarafından, sözü sohbeti aranan, kendisi özlenen ve beraber olunmak istenen biri olmak istiyorsak, Hz. Peygamber’in bu tavsiyesi bize iyi bir reçete sunuyor. Hadisi şerifi sadece bu dünya hayatıyla sınırlandırmak, onun anlamını daraltmak olacaktır. Zira Hz. Peygamber’in “yarın” sözü, bu dünya hayatını içerdiği gibi âhiret hayatını da içermektedir. Zira dünya hayatına nispetle âhiret hayatı yarın mesabesindedir. Bu takdirde hadisin anlamı “yarın âhiret gününde pişman olacağın bir sözü dünya hayatında söyleme” olur ki, bu da hadisteki ifadenin kısa ve öz yapısına uygun bir anlamdır. Öyleyse insan, ne bu dünya hayatında, ne de âhiret hayatında pişman olup, özür dileyeceği bir sözü asla söylememelidir. Ağzından çıkan söz ve konuşmalarda son derece uyanık, dikkatli ve titiz olmalıdır. Zira ağızdan çıkacak söz ok gibidir, bir kere çıktı mı bir daha geri dönmez.

Hadisin bazı rivayetlerinde Resûli Ekrem bu tavsiyesini daha geniş tutarak “özür dilemek durumunda kalacağın söz ve davranışa dikkat et ve onlardan uzak dur.” buyurmaktadır. (bkz. Mecmau’z-zevâid, c.10, s.236; el-Mu’cemü’l-kebîr, c.6, s.44, hadis no: 5459) Hz. Peygamber (s.a.v.) burada sözün yanına davranışı da eklemiş ve özür dilemeyi gerektirecek hâl ve hareketlerde bulunmaktan kaçınmayı öğütlemiştir. Büyük mutasavvıflardan Zünnûn olgunluk göstergesi olan davranışları sayarken bu kuralı da dile getirerek şöyle der: “Üç davranış olgunluğun göstergesidir: 1-Ağızdan çıkmadan önce sözü tartmak, 2-Özür dilemeyi gerektirecek sözü konuşmamak, 3-Yumuşaklık göstererek ahmak kimseye cevap vermekten kaçınmak.” (Feyzü’l-kadîr, c.3, s.117-118) Zünnûn’un (rah.a.) dile getirdiği ahmak kimseye cevap/karşılık vermekten kaçınmak, onun daha düşük ve alçak bir sözle karşılık vermesini önlemek için olsa gerektir.

Hadisin ele aldığı son husus, rızk ve geçim konusunda Allah’a dayanıp güvenmeyi ve sahip olunanla yetinmeyi içermektedir. Hz. Peygamber bu ölçüyü de “Halkın elindekilerden de kesinlikle ümidini kes.” sözüyle dile getirmektedir. Bu anlayış ve davranışın, imanî boyutunun yanı sıra sosyal boyutu da vardır. İnsanların elinde olandan ümit kesmek, Allah’a ümit bağlamak demektir. Gerçek yardım ve desteğin sadece Allah’tan geleceğini, yalnızca O’nun zarar ve yarar verebileceğini kabul ve buna iman etmektir. Bu iman ise, tevhidin temelidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) İbn Abbas’a yaptığı öğüdünde bunu şöyle açıklar: “…Bir şey istediğin vakit Allah’tan iste. Yardım dilediğin vakit Allah’tan dile. Şunu bil ki, bütün insanlar el birliğiyle sana bir fayda ve menfaat sağlamak isteseler, Allah’ın sana yazdığından fazla bir şey sağlayamazlar. Aynı şekilde bütün insanlar el birliğiyle sana bir zarar vermek isteseler, Allah’ın sana takdir ettiği zarardan fazlasını yapamazlar.” (İmam Nevevî, “Kırk Hadis”, hadis no: 19) İnsanların elinde olandan ümit kesmenin sosyal boyutu, karşılıklı ilişkilerde görülmektedir. İnsanlar birbirlerine karşı daha rahat ve güvenli ilişkiler geliştirebilmektedirler.

Muhatabının, kendi malında gözünün olmadığını, gönlünün kalmadığını binle insan onunla daha kolay ve derinlikli ilişkiler kurabilmektedir. Aksine anlayış ve hareketler ise, beraberlikleri ve ilişkileri zedelemekte hatta bitirebilmektedir. Bu durum aynı zamanda isteyen değil; istenmeden/kendiliğinden veren, cömert bir toplumun oluşmasına katkı sağlamaktadır. Sıkıntıda olan komşusunun, iş arkadaşının ne olursa olsun kendisinden istemeyeceğini, malında göz olmadığını bilen insan, bu sefer bu onurlu davranışı sebebiyle kendiliğinden ona ihtiyacı olanı sunmaktadır. Fakat Allah’tan başkasından bir şey beklemeyen ve ummayan insan başkası tarafından kendisine sunulanı almayı kendisi için fazilet kaybı kabul ederek, Allah’a dua ve tevekkül ederek, içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtulmak için daha çok çabalamaktadır. Bu ise, atıl, tüketen değil; üreten, gelişen bir toplumun oluşmasını sağlamaktadır. Bunun hem bireyi hem de toplumu dindarlık ve medeniyet bakımından geliştirip güçlendiren bir kazanım olduğu açıktır.

Bugün bizlerin de Hz. Peygamber’in bu tavsiyesine dört elle sarılmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu izah etmeye gerek yoktur. Gerek dindarlık ve gerekse sosyal ilişkilerimizdeki pek çok sorunun çözümü, bu öğüdün yerine getirilmesine bağlıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) insan ve toplum ilişkilerini iyi analiz eden bir sosyolog olarak yüzyıllar öncesinden bugüne eşsiz reçeteler sunmaktadır.

About osmanarpacukuru

Namık Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagati Öğretim Görevlisi

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Boşluğa e-posta adresinizi girin ve altındaki butona tıklayın.
Enter your e-mail address in the space and click the button below.
أدخل عنوان بريدك الإلكتروني في الفراغ ثم انقر على الزر أدناه

Arşİvler

Zİyaretçİ Sayısı

  • 53,773 Kişi
%d blogcu bunu beğendi: